Makaleler

Sağlıkta şiddet bir sistem sorunudur

Hemen her gün hastanelerden sağlık çalışanlarına yönelik bir saldırı haberi geliyor. Geçmişte istisnai olan bu durum artık kronikleşti. Doktorlar, asistanlar, hemşireler ve hasta bakıcıları kör şiddetin kurbanı oluyor. Şiddetin boyutu çoğu zaman darp olsa da ölüme kadar varabiliyor. “Niye öldürdün?” sorusuna, katil: “canım sıkıldı” diyebiliyor. Şifa dağıtan, insanların hayatını kurtaran sağlık emekçileri şifaya muhtaç hale getirildi. Can güvenliği diye bir şeyleri kalmadı. Bu saldırıların hem yaygın olması hem de vaka sayısının artması kendiliğinden gelişen, münferit değildir. Sonuca böyle yaklaşan Sağlık Bakanlığı hastanelerde güvenlik önlemini artırarak çözüm üretmeye çalışıyor. Sorun güvenlik zaafiyeti olmayıp bilakis 1990’ların başında temeli atılan, AKP hükümetiyle 2003’ten beri yoğunlaştırılarak uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin ( SDP) kaçınılmaz sonucudur.

SDP, her şeyden önce neo-liberal birikim süreci kapsamında emperyalist sağlık politikasıdır. TC devletinin bu projeyi hayata geçirmesi için Dünya Bankası tarafından 60 milyar dolar kredi verildi. Amacı açık ve net olarak sağlık sektörünü, insan sağlığını kapitalist sermayenin azami kâr elde edeceği bir alan haline getirmekti. Ve bu AKP hükümetince harfiyen yerine getirildi.

Sosyalizmin güçlü olduğu dönemde sağlık hizmeti “sosyal devlet” kapsamında ele alınıyordu. Sosyalizmin etkisini kırmak, yayılmasını engellemek amaçlı izleniyordu bu politika. Diğer kamu hizmetlerin de (eğitim- ulaşım vs.) olduğu gibi sağlık alanında da halkın ihtiyaçlarını karşılayabileceği biçimde yaralanması sağlanıyordu. Sağlık hizmetindeki temel anlayış önleyici ve koruyucu politikaların izlenmesi yönündeydi. Bu sayede hastalıklar daha başlangıç aşamasında önleniyor yayılması engelleniyordu. Yapılan bu hizmet sosyalizmde olduğu gibi parasız olmayıp tamamıyla halkın ödediği vergilerle yapılıyordu. Kapitalizmin uyguladığı “sosyal devlet” parasını halkın verdiği bir “sosyal devletti.”

1970’lerle birlikte kapitalist-emperyalist sermayenin neo-liberal birikim sürecine yönelmesi, kamu hizmetlerinin de azami kâra açılması anlamına geliyordu. Böylece kapitalizmin “sosyal devlet” maskesi düştü. İnsan sağlığı azami kâr alanına dönüştürüldü. Önleyici ve koruyucu sağlık anlayışı terk edildi. Zira bu politika emperyalist sermayeye kâr getirmiyordu. Bunun yerine tedavi edici sağlık anlayışıyla hizmet sunulmaya başlandı. Bu anlayış hastalığın önünü açıp daha sonra hastalığı önlemeye dayanıyordu. Böylece insanlar daha çok tedaviye muhtaç hale getirildi. Hastaneleri ticarethaneye, hastaları müşteriye dönüştüren bu sağlık politikasıyla, sağlık hizmeti ücretlendirildi. Sağlık çalışanları kâr üreten işçilere dönüştürüldü ve azami kâr elde etmek için tüm olanaklar emperyalist sermayeye sunuldu. Sağlık hizmeti neo-liberal birikim sürecinde emperyalist sermayeye tabi hale geldi, getirildi.

Herkes için sağlık” ya da “Sağlıkta reform” denilerek uygulana SDP’nin özü ve temel amacı bundan farklı değildi. Sağlık hizmetindeki anlayış sadece tedavi etmekle sınırlandı. Fakat bu tedavi doğrudan ücrete tabi olduğundan daha da sınırlıdır. Paran kadar sağlık hizmetinde, tedavi de paranın miktarına göre yapılmaya başlandı. Ezilen yoksul halkımız açısından hastanelerde tedavi olma iyice zorlaştırıldı. Katkı paylarının durmadan yükseldiği, ilaç fiyatlarının arttığı, kanser gibi ölümcül hastalıklarının ilaçları bile devletçe karşılanmadığı, prim ödemenin zorunlu hale getirildiği bir sağlık hizmeti söz konusu. Sağlık hizmetinden ücretsiz yaralanan 10 milyon insan (ki büyük bölümü yoksul ve yoksulluk sınırı altında yaşayanlar) elektrik su faturasını ödeyip-ödememesine bakılarak yapılan gelir tespitiyle sayısı 3 milyona indirildi. Sevk zinciri denilen sistemle tedavi aşaması hastalar için işkenceye dönüşürken, azami kârı kat kat arttıran bir sistem oldu. Özel hastanelerin önü açılırken, hastanelere başhekim yerine CEO’lar atanmaya başlandı. İnsanları tedavi eden, hayatını kurtaran doktorlar, asistanlar, hemşireler, artı-değer üreten birer işçi haline getirildi. Performans sistemine tabi tutularak hem ücret hem de verimlilik baskısı altına alınan sağlık emekçilerinin çalışma süreleri uzatıldı. 40 saate varan nöbetlerle emek sömürüsü arttırıldı. Sağlık hizmeti AKP hükümeti döneminde kapitalist sermayeye tabi hale getirilerek metalaştırıldı.

Sağlık emekçilerine yönelik yapılan saldırılar tam da bu noktada ortaya çıkıyor. İnsan sağlığının azami kâra dönüştürülmesinin öfkesidir bu. Hasta olup tedavi olamayan, parası olup doğru düzgün sağlık hizmeti alamayan, hastane hastane dolaştırılan, hastanelerde rehin kalan, ilaç bulamayan ve alamayanların hepsi SDP’nin “sağlıkta reformun”  mağdur ettiği insanlardır. SDP’nin yarattığı sorunlar ezilen yoksul halkla, yine ezilen sağlık emekçilerini karşı karşıya getiriyor. Tedavi olmak için hastanelere gelenler, SDP nedenli yaşadıkları sorunların nedenini yine SDP’nin mağduru olan sağlık emekçileri olarak görüyor. Sisteme, SDP’ye duyulan öfke şiddete dönüşerek sağlık emekçilerine yöneliyor.

Doktorlara, asistanlara, hemşirelere, hasta bakıcılara yönelen şiddetin nedeni ne olursa olsun haklı ve meşru değildir. Sağlık alanında müşteri olarak görünenlerin tepkisiyle, yoğun emek sömürüsüne tabi tutulan sağlık çalışanlarının tepkisinin ortak noktası, sağlık hizmetinin kâr alanı haline getirilmesidir. Bu nedenledir ki şiddet güvenlik önlemleriyle değil, sorunun asıl kaynağı olan SDP’ye ve doğrudan kapitalist sömürü düzenine karşı örgütlü mücadeleyle mümkündür. Sorunun zemini nedeni ortadan kalkmadan, sorunda ortadan kalkmayacaktır. Sorunun tüm mağdurları örgütlenerek, sorunun merkezine yönelmesi devrimcilerin sorumluluğundadır. (Bir Partizan)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu