Manşet

Gezi’den Notlar-1

H. Merkezi: Okurlarımızın gönderdiği, Gezi ayaklanmasına ilişkin Taksim’deki gözlemlerden oluşan izlenim yazılarını yazı dizisi şeklinde “Gezi’den Notlar” başlığıyla okurlarımızla sitemizde paylaşıyoruz… 

 

“Panik Yapma Organize ol!”

27 Mayıs’ta Taksim’de Gezi parkında “çalıdan büyük” birkaç ağacı kesmeye yeltenen AKP, başına neler geleceğinden habersizdi. Polis yine her zamanki gibi bir gün umuyordu. Amirlerinin gösterdiği hedefe gidecek, gördüğü herşeyin üzerine gazı boca edecek, su sıkacak, işi bitirecekti. Her şey bu kadar basitti. En fazla “üç beş” çapulcunun polise mukavemet etme ihtimali vardı. Onlarında hesabı nasılsa kahraman polis tarafından görülürdü.

Resim üç aşağı beş yukarı böyleydi. Ama bu defa işler “biraz” karıştı. Saatte 180 kilometre hızla giden ya da frenleri patlamışçasına önüne çıkan ne varsa “ezip geçen” en azından öyle sanan kamyon bu kez fena halde duvara tosladı. 27 Mayıs’ta azgınca saldıran polis, karşısında binleri görmediyse de ciddi bir direnişle karşılaştı. Buna rağmen işleri azıcık zorlaşsa da yinede imkânsız değildi. Bunu bildiklerinden var güçleriyle saldırdılar. Her zaman yaptıkları gibi. Ama uzunca bir süredir şiddet sarmalına almadık kimseyi bırakmayan polis bardağı taşırmak üzere doldurduğunun farkında değildi. Aslında bizde değildik. Bardağın taştığını anlamak için 30 ve 31 Mayıs’ın gelmesi gerekecekti. Üç ağaç, uzun yıllardır devletin hakaretleri, saldırılarıyla kuruyan bozkırı tutuşturdu. Üç ağaç isyanın fitilini ateşledi.

Benim İstiklal Caddesinde, Nişantaşı’nda, Harbiye’de, Beşiktaş’ta gördüğüm öfkeydi. Erdoğan’a AKP hükümetine, onların yaptıklarına yönelik müthiş bir öfke vardı. Tayyip Erdoğan’ın; gençlere, kadınlara, işçilere, memurlara, Alevilere kendisi gibi düşünmeyen herkese dönük hakaretlerine artık kimse tahammül edemiyordu.

IMG 4386“O son birayı yasaklamayacaktın”

Sokağa çıkan herkesin kendince bir nedeni vardı. Ama ortak olan AKP’ye, sisteme, Tayyibe duyulan öfkeydi. Kitle gaz bombaları, plastik mermiler, TOMA saldırıları altında saatlerce barikat başında durdu. Onbinlerce insanı bir caddede barikat arkasında gördüm. Doğrudan fiili olarak direnen, çatışan insan sayısı azdı. Ama kitle çatışanlara büyük bir destek veriyordu. Aslında biraz komik bir durum vardı(hala da öyle). Biz bir caddede toplanıyorduk. Barikat kuruyor, slogan atıyorduk. Bir süre sonra polis gelip saatlerce, yüzlerce insanla birlikte kurduğumuz barikatı on dakikada dağıtıyordu. Ama biz dağıldıktan sonra başka bir yerde bir daha toplanıp bir daha barikat kuruyorduk. Sonra yine polis geliyordu. .. Bu böyle günlerce devam etti/ediyor.(Son cumartesi eyleminde olduğu gibi). Polis, bizim kurduğumuz barikatları birkaç dakika da dağıtıyordu. Ama zaten kurduğumuz barikatla düşmanı püskürtme, kenti ele geçirme niyetimiz yoktu. Polis barikatı yıkıyordu ama her defasında birbirini tanımayan yüzlerce binlerce insanın ortak emeği, tanışma, kaynaşma ve bunun yarattığı o dayanışma duysunu her defasında daha da büyütüyordu.


Bence önemli ve değerli olanda buydu. Ortak kurulan her barikatın direnişe katılan her insanın belleğinde derin izler bıraktığını düşünüyorum. Asıl değerli olan polisin, devletin yok edemeyeceği de bu bence. Bu öyle olduğu içinde biz barikatımız yıkılsa da her defasında erinmeden yeniden ve yeniden kurduk. O barikat bizi yıllardır birbirimize karşı ötekileştirenlere bir yanıttı aslında. Aynı düzenden muzdarip olsa da birbirine yabancılaştıran insanların uzun bir süreden sonra birbirine yakınlaşması, birbirini anlamaya başlamasıydı bence. Gezi isyanının en önemli yanı da ortak mücadele ve dayanışma kültürünü gizlendiği gözeneklerden çıkarıp direnişçilerin emeğiyle büyütmesi oldu diye düşünüyorum.

“Bu halk bir harika dostum”

Benim için direnişin en öğretici yanlarından biride yaşamında ilk defa sokağa çıkan insanların bir anda organize olabilme yeteneğiydi. Kurulan barikat arkasında ikamet eden sağlık ekibi, gelen gaz bombalarını dışarı atanlar, solüsyon hazırlayanlar, twit atanlar, resim çekenler, başkalarına haber verenler vb vb.. vardı. Kitle kısa sürede kendi doğal örgütlerini ortaya çıkardı. Yaralılara ilk yardımlar hemen yapıldı, yıkılan barikatlar onarılmaya çalışıldı vs…

Twet atarak, leyla ile mecnun dizisi izleyerek, popüler kültürle büyüyen bir gençliğin, yaratıcı, zeka dolu esprileri ortamı hızla ısıtıyordu. Kendi mecrasında, kararlı, ısrarlı, esprili, eğlenceli bir direniş vardı. Kitlenin örgütsüz bir örgütlüğü vardı. Kendi kendine ihtiyaçlarına göre organize olma hali vardı.

Ama her şeye karşın kitlenin ciddi bir inisiyatif ihtiyacı ortaya çıkıyordu. Barikat başında organize olan, durumun ruhuna uygun hareket edip, hareket geçen kimse kitleden ondan etkileniyordu. Bu tablo içinde çatışmaya katılan devrimcilerin daha organizeli olması bu irade savaşında kitlenin daha fazla kazanım elde etmesine, direnişi büyütmesine de katkı sunacak diye düşünüyorum. Devrimciler kitleyle beraber direndi, çatıştı, yaralandı. Harcanan bu emek bence daha iyi bir organizasyonla, hazırlıkla daha etkili olabilirdi. Kitlenin ulusalcı, Kemalistlerden daha az etkilenmesine hizmet edebilirdi. Bu atmosfer içinde devrimcileri tanımayan insanlara kendimizi anlatma fırsatı bulabiliriz. Eğer iyi hazırlanır ve onlarla aynı dili konuşmayı başarırsak birçok yeni insanla tanışabilir, öğrenirken aynı zamanda birçok şey öğretebiliriz diye düşünüyorum.

Direniş Mangası!

partizaneÇatışmalarda benim gördüğüm barikat başında bulunan hemen herkesin aynı şeyi yapıyor oluşuydu. Mesela biz Partizanlar bir caddede 20 kişi isek, 20 kişide o barikat başında aynı şeyle meşgul oluyordu. 20 kişi aynı anda saldırılara karşı koyuyor, yaralanıyor, gazdan etkileniyor. Kitleden belli bir kopukluk hali vardı bence.

Bence bu durumu değiştirmek adına özellikle Gezi Parkı’na 15 Haziran’da yapılan saldırı sırasında olduğu gibi birimler kurmak faydalı olacaktır diye düşünüyorum.  Hatırlanırsa o zaman Partizanlar “Ahmet Muherrem Çiçek Sapan Birimi”, “Ferdi Karacan Savunma Birimi” , flama taşımakla görevli “Meral Yakar Sancak Birimi” ve saldırıyla görevli  “Ali Haydar Yıldız Ateş Topu Birimi” gibi birimler kurmuş polis saldırısına karşı kitleyle berber bir direniş pratiği sergilemişti.

 Gezi Parkı direnişlerinde daha önce NATO döneminde kullanılan “Manga” usulü yeniden hayata geçirilebilir. Çatışma ihtimalinin olduğu herhangi bir eylemde gelenlerin ilk önce ortak bir toplanma noktası belirlemesi ya da alanda birbirini bulması bunun içinde flamasıyla gelmesi çok önemli. Eğer mümkünse her mahallenin organizeli gelmesi değilse alanda hızlıca organize olması gerekir. Bir Manga’da 7 ya da 10 kişi olabilir. Her “Manga” kendi içinde hızlıca görev paylaşımı yapmalı. IMF döneminde şöyle bir paylaşım vardı; savunma grubu, propaganda grubu ve saldırı grubu. Savunma grubu, kitlenin güvenliğini almak, saldırının nerden geldiğini anlamak, olası hamleleri gözlemlemekle görevliydi. Proganda grubu görselliği sağlamak, ajitasyon yapmak ve kitlenin sefer edilmesini sağlamakla görevliydi. Saldırı grubu da yapılan hazırlıklar doğrultusunda barikatı ileri taşımak direnişi büyütmekten sorumluydu.

Mesela 20–25 kişilik bir katılımla Taksim Gezi parkına geldiğimizi düşündüğümüzde, alan girer girmez ilk yapacağımız hemen bir Manga kurmak olmalıdır. Gruplara kitleden öne çıkan insanları almak kitlenin sahiplenmesini de artıracaktır. Bütün bunlar yaşanırken olabildiğince insanla diyalog kurmak sohbet etmek, tartışmak gerekir diye düşünüyorum. Bazen saatlerce barikat başında ya da bir eylemde vakit geçirdiğimiz oluyor. Bu zamanı eylemin ruhunu anlamak yeni insanlarla tanışmak için kullanabiliriz

Taksim Gezi İsyanı sırasında duvarlara yazılan “Panik olma organize ol” sloganı bence her şeyi birkaç cümleyle açıklıyor. Devletin etkili ve yetkili bürokratlarından yükselen tehditler ve hazırlıklar önümüzdeki günlerde hareketin yeniden gelişeceğini gösteriyor.

Onların bu açıklamasına da doğrusu şaşırmadık. Çünkü biz bunu zaten 31 Mayıstan bu yama söylüyorduk: “Bu daha başlangıç…”

 

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu